Süleyman Efendi Hazretleri

SULEYMAN HILMI TUNAHAN

Süleyman Efendi Hazretleri 1888 (H.1306) senesinde Silistre’nin Ferhatlar köyünde doğdu. İlim ehli ve fazilet sahibi bir aileden dünyaya gelen Süleyman Hilmi Tunahan, ilk tahsilini Silistre Rüşdiyesi’nde ve Silistre Satırlı Medresesi’nde gerçekleştirdi. Daha sonra tahsilini tamamlamak için İstanbul’a gelerek Sahn-ı Semân (Fatih) Medresesi’ne kaydoldu. Fatih dersiâmlarından ve o devrin meşhur âlimlerinden Bafralı Ahmed Hamdi Efendi’nin (Büyük Hamdi Efendi) ders halkasına devam etti. Zamanın usûlüne göre aklî ve naklî ilimleri tahsil ettikten sonra 1916 senesinde Ahmed Hamdi Efendi’den birincilikle icâzet, diploma aldı. Daha sonra o zamanki tabiri ile dersiâm (profesör) olarak yetişmek üzere Süleymaniye Camii medreselerinden Medresetü’l-Mütehassısîn’in tefsir ve hadis kısmına devam etti.
Son derece parlak bir zekâya sahip olan Süleyman Hilmi Tunahan, 1919 senesinde Medresetü’l-Mütehassısîn’den birincilikle mezun oldu. Aynı yıllarda Medresetü’l-Kuzâtı (Hukuk Fakültesi) da üstün bir derece ile bitirdi. Böylece bir taraftan dersiâm diğer taraftan da kadılık rütbelerine ulaşarak devrinin zahirî ilimlerini tamamlamış oldu. Mezuniyetin ardından İstanbul’da dersiâm olarak vazifeye başlayan Süleyman Efendi Hazretleri bir müddet sonra medreselerin kapatılması üzerine vaizliğe tayin edildi. Uzun müddet İstanbul’un Sultanahmet, Süleymaniye, Yenicami, Şehzadebaşı ve Piyalepaşa gibi büyük câmilerinde halka vaaz ederek tebliğ ve irşad hizmetinde bulundu.
1939 senesinde ilk defa tevkif edilerek, birinci şubenin tabutluklarında işkence ve hakaretle dolu günler geçirdi. Ama o, talebe yetiştirmekten, bulabildiği istidatlara Kur’an’ın ruhunu nakşetmekten geri durmadı. Aradan çok geçmeden yeniden tevkif edildi. Yine sorgular, hapisler, çileler ve işkenceler…
Demokrat Parti iktidarıyla Kur’an hizmetleri bir nebze rahatladı. 1951 senesinde ilk düzenli Kur’an öğretimini Çamlıca’da başlatan Süleyman Efendi Hazretleri ilk resmi Kur’an kursunu da 1952 senesinde açtı. 1956’da Fransızlara karşı mücadele eden Cezayir Müslümanları için dua istediğinden dolayı defalarca karakollara çağırılıp sorgulandı. 1957’de Kütahya’da tevkif edilerek hapse atıldı. İki ay kadar süren hapis hayatının ardından, idamla yargılandığı davadan beraat etti.
16 Eylül 1959 tarihinde İstanbul Kı­sık­lı’daki evinde, uğruna bütün ömrünü verdiği Rabb’ine yürüdü.
Süleyman Efendi Hazretleri, tasavvufî yönü ağır basan bir mürşitti. O’nun bu yönüyle ilgili olarak merhum damadı Kemal Kaçar ağabey Necip Fazıl’a şu bilgileri veriyor:
“Süleyman Efendi’nin bâtın ilmine yani tasavvuftaki manevî cephesine gelince, şüphesiz bu husus ehline malumdur. Zahirî akıl ve zekâ ile idraki mümkün olamaz. Öyle ki, bir insan Müslüman olabilir, tahsilli ve akıllı olabilir. Hatta iç hayatı münkir olamaz da yine tasavvuf ve irşada ehil bir zat ile karşılaştığı halde, o zat İlahî iradeyle kendisini ona bildirmezse, dünyalar bir araya gelse onun feyzlerinden haberdar olamazlar. Bizim ise kendisinin manevî cephesi üzerinde zerrece tereddüdümüz yoktur. Biz bu noktayı ilmelyakîn biliyoruz. Kendisinin tasarrufunu ve ruh melekeleri üzerindeki tesirini öz ruhumuzda ve vücudumuzda hissetmiş, enfüsî ve kevnî kerametlerinin üstün irşad harikalarını fiil halinde ve hakkıyla müşahede etmiş bulunuyoruz. Allah’ın bu husustaki inayet ve lütfuna mazhar olduğumuza, kendilerinin kâmil ve mükemmel mürşid olduğuna Silsile-i sâdâd = Büyükler zinciri kolunun otuz ikinci ferdi Selâhüddîn ibni Mevlânâ Sirâcüddîn hazretlerinin cismanî nisbet, İmam-ı Rabbânî hazretlerinin de ruhânî nisbetle vârisleri bulunduğuna imanımız tamdır. Kendisinin bu cephesini anlamayanların, hiç olmazsa aksini iddia etmemelerini ve kendisinde bir mürşid hâli görmediklerini söylemekten çekinmelerini, dünya ve ahiret yıkımına uğramamaları bakımından tavsiye ederiz.”
Fethullah Gülen Hocaefendi, Süleyman Efendi Hazretleri için şunları söylüyor: “O, aksiyonu önde, eşine ender rastlanır yorulma bilmeyen bir mücâhede insanıdır. Hayatı boyunca, ehl-i sünnet ve’l-cemaat düşüncesinin sadık ve kararlı bir müdâfii olarak yaşamış.. dinî duygu ve dinî düşüncenin üst üste sarsıntılar yaşadığı bir dönemde “sath-ı mücadele” demiş; dinî düşünce ve tarih şuurunu bir kanaviçe gibi kullanarak, ruhumuzun dantelasını örmüş.. bir baştan bir başa ülkenin her yanında açtığı kurslar, yurtlar ve pansiyonlarla gönüllerimize varlığımızın esaslarını duyurmaya gayret etmiş.. ruhların ve ruhânilerin tayerân ettiği âleme yürüyeceği âna kadar da, bu misyonunu edadan geri durmamıştır..”
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’yle alakalı bir hatırayı da Süleyman Efen­di’nin yakın talebelerinden muhterem Mehmed Emre Hocaefendi anlatıyor: “Sivrihisar’da vazifeye başladığım sırada ziyaretime gelen Emirdağ Müftüsü Mehmet Oral’a iade-i ziyarette bulunmak üzere Emirdağ’a gitmiştim. Bahsi geçen zat beni birkaç gün misafir etti.
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin bu ilçede bulunduğunu öğrenince Kur’an kursu öğreticisi Hafız İbrahim ile birlikte üstadı ziyarete gittik. Bu muhterem zatın ikamet ettiği ev, Kur’an kursunun tam karşısındaydı. Üstad Hazretleri’nin hizmetinde bulunan Zübeyr, bizi görünce aşağı indi ve maksadımızı öğrenip yukarı çıktı. Birazdan Üstad’ın huzuruna kabul edileceğimizi haber verdi, sevindim.
Odadan içeri girdiğimizde Üstad, oturmakta bulunduğu karyolanın üzerinde iki dizi üzerine gelerek boynuma sarıldı. Ben de elini öpüp oturdum. Said Nursi Hazretleri kendine mahsus şivesiyle;
“Müftü deyince yaşlı, ihtiyar bir kimse tasavvur ediyordum. Sen gençmişsin. Kimde okudun?” dedi. Ben, “Süleyman Efendi Hazretleri’nde” cevabını verdim. Bunun üzerine; Üstad, “Ben kendini görmemişim. Fakat manen tanırım. Ulema-i sû’ (kötü niyetli âlimler) İslam dininin şerefini ayakaltına düşürdüler. Fakat o bunu minarenin şerefesi gibi yükseltti. Onu ve talebelerini okuduğum evradın sevabına ortak kılıyorum.” dedi.
Bugün sayısız Kur’an hadimine mürşitlik yapan bu büyük insan dünyanın dört bir yanında ışıldayan Kur’an müesseseleri sayesinde kemâlat arşında her gün bir basamak daha yükselmekte ve manevî hizmetine devam etmektedir. Bizler de bu büyük insanın Karacaahmet Kabristan’ında bulunan kabrini ziyaret edip Fatihalar okumalı, feyzinden, manevi tasarruf ve himmetinden istifade etmeye çalışmalıyız. Rabb’im şefaatine nail eylesin. Süleyman Sargın

UYARI: Yayınlanan haber, yazı ve fotoğrafların tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilse dahi haber, yazı ve fotoğraflar özel izin alınmadan kullanılamaz.