Siz de yıldız olmak ister misiniz?
Yıldız denince insanın aklına ilk gelen şeylerden biri Güneş’in batışından sonra havanın açık olduğu zamanlarda gökyüzünde kendilerini bizlere her türlü ihtişamıyla gösteren yıldızlardır. Yeryüzü, insanoğluyla şenlenirken gökyüzü de onlarla bir başka güzel oluyor. Gece vakti gökyüzüne bakınca başdödürücü bir nizam ve intizam sistemi gözükmekte. Her şey yerli yerinde ve hiç bir gökcismi yörüngesinden dışarı çıkmamakta. Çizilen yol güzergâhını mili milimine izlemekteler. Bu muhteşem ahenge ve güzelliğe hayran kalmamak münkün değildir. Bununla ilgili “Aslında kâinatta cereyan eden her hâdise bir mânâda harikulâdadır ama ülfet ve ünsiyet gözlerimizi kör ettiğinden sebep-netice münasebetlerini göz önünde bulundurarak etrafımızdaki olaylara bakamıyor ve doğru değerlendirmeler yapamıyoruz.” diyor bir düşünür.
Karanlığın ortasında ilk sizleri güler yüzle karşılayan onlar oluyor. Uzaktan dahi olsalar göz kırpıp içinizi ısıtıyorlar. Herkesin evine ve yuvasına çekildiği an yıldızlar ortaya çıkıp yolda kalanlara yoldaş, ümitsizliğe düşenlere ümit ve yolunu kaybedenlere rehber oluyorlar.
Bir düşünün sadece yolunu kaybetmiş biri uzakta bir evin ışığını görse ne hisseder? Uzakta dahi olsa o ışık onun için bir ümit olmaz mı? Birdenbire içini bir inşirah kaplamaz mı? O kişinin üzerindeki yorgunluk kalkar ve içi sevinçle dolar. O ışık yolunu kaybeden kişi için neyse insanlar için de yıldızlar yıllardır o olmuş. Nasıl olmasın ki? Çoğu zaman arabayla yolculuk yaparken bile yanlış yola girdiğimizi anlayınca hemen bir telaş sarıyor içimizi.
İşte karanlık basınca ortaya çıkan yıldızlar geçmişte ve günümüzde pek çok şaire, yazara ilham kaynağı olmuşlar, olmaktalar. Bir okadar da yolunu kaybeden yolculara rehberlik yapıp yollarını bulmalarına bir umut olmuşlardır. Aslında onlar her daim yerlerindedir, ama ortaya çıkmaları için geceyi beklemekteler. Atasözünde denildiği gibi “dost kara günde belli olur”. Yıldızlarda etrafı karanlık sarınca ortaya çıkıp bir ışık ve ümit oluyor. Kalbimize su serperek bizleri rahatlatıyorlar. Aydınlanınca da gizleniyorlar. Bu bakımdan onlar çok mütevazi ve utangaçtır, sanki yapılan iyiliği faş etmek istemezler. Gece boyunca yapılan dostluk ve rehberliğin gizli kalmasını isterler. Düşünen insanoğlu için burada da yine çıkarılacak dersler ve alınacak ibretler vardır. Nitekim insanlık alemi karanlık bir döneme girer girmez dünya misafirhanesine Müdebbiri Hakiki katında seçilmiş elçiler gödermemiş midir? Onlar ki, gökteki yıldızlar gibi insanoğlunun hem dünya hem de ahiret yollarını aydınlatmış ve aydınlatıyorlar. O’nun Kelamının her harfi, her kelimesi ve her cümlesi birer yıldız hükmündedir. Hattâ bazı nurani varlıklar bile bir yıldız vazifesi görmektedir.
Evet, öyle veya böyle yıldızlar her devrin insanı için önem arz etmiştir. Çünkü insanla yıldızlar arasında daima bir münasebet bulunmuştur. Bu münasebetlerin en azı ise, insanların yıldızlar vasıtasıyla yönlerini tayin etmeleridir. Karada, denizde yön tayininin dışında, her bir yıldız ve yıldızlar kümesi insana bir şeyler fısıldar durur. Nizam, ahenk ve intizam diliyle, perde arkasındaki hakikatlara aynadarlık ederek yıldızların ayrı bir rehberliği sayılır. “Onlar yıldızlarla yollarını buluyorlar” beşaretinden sonra yıldızlar bizim için ayrı ufuk meselesi olagelmiştir.
Renk bakımından yıldızlar üç gruba ayrılır. Beyaz ya da mavimsi yıldızlar; bunlar en genç ve en yeni olan yıldızlar. Sarı yıldızlar orta yaşlı olarak kabul edilen yıldızlardır. Kırmızı yıldızlar ise, en eski ve en ihtiyar olan yıldızlar. Bu yönüyle yıldızlar insana çok benzemekte. Bizde de genç, orta yaş ve yaşı ilerlemiş büyüklerimiz var. Bizim aramızda kara işleriyle meşhur olmuş “kara” insanlar olduğu gibi yıldızların arasında da karadelikler mevcuttur. Bunlar elektrondan, çekirdekten oluşan yıldızlardır, elektronların enerjisini kaybetmesiyle çöküyorlar. Dev gibi yıldızlar çüce haline geliyorlar. Aslında ağırlığından bir şey kaybetmedikleri hâlde dev birer karadelik oluyorlar. Görülmüyorlar ama yanlarından geçen ışıklar kayboluyor, onlar tarafından yutuluyor. Bazen çeşitli esrarengiz işler meydana gelebiliyor. Güneş bile onlara yaklaşsa bir anda yok olabilir. Dünyamızda da neredeyse her gün bunlara benzer çok esrarengiz ve sırlı olaylar oluyor. Dıştan bakınca belli olmuyorlar, ama çekim alanına girince güç ve kuvvetlerini fazlasıyla hissedebilir insan. Bazıları ise hak yanlısı görünerek karşı tarafa kin ve nefret besler. Güçlerinin yetmediği dönemlerde kinlerini ve nefretlerini tebessüm ve yumuşak beyanlarla örtmeye çalışır ve demokrat olmaya bakarlar. Emanetlerini teslim edinceye kadar onlar içinde pişmanlık kapısı açıktır. Ne olursa olsun kalplerde yıldız olmanın vakti ve yaşı yoktur. Önemli olan merak, istek ve önceki yanlışlarından vazgeçmesidir. Her insan gönüllerde yıldız olma potansiyeline sahip olarak dünyaya gelir. Ona verilen kabiliyetlerini doğru yerde ve doğru zamanda kullanabilirse kazanma ihtimali yüksektir.
İkinci olarak yıldız denince şöhret sahibi, star olmuş, yıldızı parlamış, dünyaca ünlü ve popüler hale gelmiş kişiler akla geliyor. İnsan iki yönüyle çok büyük yıldız olabilir. Bir güzel yanlarıyla; bu iyilik yapma, cömertlik, fedakarlık, vefa, sadakat vs. yönleriyle de olabilir. İki, kötü taraflarıyla dünyaca ünlü olabilir. Ona verilen onca güzellikleri kötüye kullanarak şöhret olsa ne yazar! Birinci yönüyle de yıldızı parlasa bir insanın temelleri sağlam atılmamışsa kazanma kuşağında kaybetme ihtimali çok yüksek. İkincisinin neticesi aynen devam ederse belli zaten. Şöhret bazılarına göre aynen riyadır veya balla karışık zehir hükmündedir. Yalancı şöretin yıldızları kabir kapısına kadar eşlik eder sahibine, sonra söner gider ve onu yapayalnız bırakır orada. Çok kaygan bir zemindir ve yıldızları parlayanların sonu çoğu zaman trajedi ile bitmiyor mu? Hem burada hem ötede önümüze büyük sorunların çıkartacağı gözardı edilmemeli.
Günümüzde televizyon programlarından etkilenerek ünlü olmak isteyen çok kişi mevcut. Kişi bu arzu ve isteğini iyi yönde kullansa çok şey kazanacağı muhakkak. Bir anne-baba başka yerde yıldız olmaktansa ilk önce çocuklarının kalbinde yıldız olmaya bakmalı. Sonra komşularının, daha sonra iyilik ve güzel davranışlarıyla köydeşlerinin ve tüm insanların kalbinde bir yıldız olmaya gayret etmelidir. Bir yıldız kadar haya sahibi ve mütevazi olmaya gayret göstermelidir. Bir elinin verdiğini diğer elin bilmemesi ve görmemesi gibi mesela. Aynen çocuk ve gençler de disiplin ve ahlakıyla büyüklerinin gönüllerinde taht kurup yıldızlarını parlatmaya bakmalılar. Çalışkanlığıyla öğretmenlerinin, yardımseverliğiyle ise arkadaşlarının gönlünde yıldız olmalı. Bir yönetici ve siyasetçi başka bir yerde yıldızını parlatmaktansa halkının kalbinde yıldız ve ümit olması her daim daha iyidir.
Netice itibarıyla “Sizin en hayırlısınız insanlara en çok faydası dokunanızdır.” prensibini kendimize bir şiar ve düstur edinmemiz en doğrusu olsa gerek. Bu da bizim yıldız prensibimiz olsun. Her insan gökteki yıldızlar gibi ailesine, köyüne, dostlarına ve tüm insanlığa el uzatarak bir ışık ve rehber olabilir. Yıldızlardan öte onların yüreklerinde yer eder ve orada daha güzel parlayabilir. İnsanoğlunun dünyaya gelişinin asıl gaye ve maksadı bu değil midir? İDRİS Alİ











