İnsan okumalı ki…
İnsan okumalı ki, bütün bu varlığın ve hayatın içinde saklanan sırları keşfetsin ve zamanı gelince de tüm bu güzellikleri insanoğlunun hizmetine sunsun. Okumalı ki, insanlık âleminin gülü ve goncası hâline gelsin.
İnsan öyle okumalı ki, içindeki insanlık tohumu çatlayıp tomurcuk verip filizlensin; filizlensin ki, büyüyüp dallansın ve budaklansın; daha sonra çiçek açıp meyve versin; versin ki, etrafına ve gelecek nesle bir ışık ve bir umut osun.
Bazı kişiler “Bizden okumak geçmiş” diyorlar. Bilinmeli ki, okumanın belirli bir zamanı ve yaşı olmaz, olmamalı. Kimisi ise “Biz okuyacağımızı okumuş” derler. Zira bu gibi düşünceler insanın ne kadar sığ olduğunu gösterir. Kişi doğar doğmaz gelişme göstermeye başlar. Hatta ana rahminde bile yavru dünyaya gelmeden önce bir gelişim gösterir ve yeni bir hayat için hazırlık yapar.
Üste bahsi geçen bazı fikir ve düşünceler insanı ileri götürmez. Bilakis onu bu düşünceler geri geri götürme başlangıcının ilk adımı demektir. “Yeter” diyenin işi biter. Bunu diyen ister bir fert veya bir toplum olsun, fark etmez.
İnsan kendisi okuyamazsa bir fırsat ve imkânını bulup okuyanlarını okutmalı. Bu kendi oğlu, torunu, komşusu veya tanıdığı bir genç olur. Önemli olan kişi hayatta iken yaşamış olduğu topluma ve insanlığa katkıda bulunması. Yapılanları küçük görmemeli ve bundan “Ne çıkacak” hiç bir zaman dememeli.
İnsan son anına kadar gelişme gösteren sosyal ve kompleks bir varlıktır. Onun özü ve mâhiyeti çok zengindir. Bu cevher ve güzellikleri ortaya çıkarmak her bireyin görevidir. Dolayısıyla bunları dünya üzerine çıkarmak çok okuyup ve çalışmakla olacaktır.
“Okumak” deyince ister istemez insanın ilk aklına gelen şey kitap oluyor. Ama bu kitap dışında bir üniversite, dergi, gazete, bir makale de olabilir. Hepsi yeri gelince güzel.
Okumanın insan yaşamına kattığı çok şey vardır. Bu sadece bilgi olarak sınırlandırılamaz. Bilgi kaynağı dışında iyi bir zaman geçirmesini, eğlenmesini ve hayattan zevk almasını sağlar; duygu ve düş dünyasını harekete geçirir ve hayata bakış açısını genişletir; akıcı ve anlaşılır anlatım becerisi kazandırır.
Okumak kişinin genel kültürünü, bilgisini ve yaşamı daha iyi tanımasını sağlar. Ruhuna canlılık katar ve yaşama heyecanını artırır. Özgüven oluşmasını olumlu etkiler. Ferdin önyargılarla hareket etmesini engeller, bireye kendini ve başkalarını tanımasını kolaylaştırır. Zihni eğitir ve gerçekleri öğrenme adına araştırma isteği uyandırır.
Okuma alışkanlığı öncelikle kişilerin kendisi için edinilmesi mutlaka gereken bir alışkanlıktır. Kitap okumak zor kazanılan alışkanlıkların başında yer almaktadır. Bu nedenle doğal olarak ilk öğrenme yuvası, ilk etkilenme sahası aile ortamıdır ve buradan başlanmalıdır. Burada yeterince kitap, kütüphane, okuma bilinci olmamış bir çocuk için ilerde okumak ve okumaya alışmak gerçekten zor olur. Annesinin, babasının elinde hiç kitap görmemiş, okuduklarına hiç şahit olmamış, evlerinin bir köşesinde kütüphaneleri bulunmayan çocuklar talihsiz çocuklardır.
Bunun yanında evin oturma odası da çok önem arz etmektedir. Oturma odasının önemine binaen John Gey “Oturma odasının en güzel süsü, kitapların bulunduğu yerdir” diyor. Pestalozzi’ye göre ise “Oturma odası, insanlığın orta okuludur. Doğru ve yanlış bir hayatın temeli burada atılır.” Maalesef bugün oraların o gâye ve maksatla kullandığına dair bin şahit lazım.
Büyük zatları büyük yapan onların çok okumaları ve çok çalışmalarıdır. İşte size onca misallerden iki örnek. İbn-i Rüşt sadece iki gece kitap okuyamadığını, birisinin evlendiği gece, diğerinin ise babasının öldüğü gece olduğunu söyler. Farabi ise fakirlikten gazyağı alamadığı için gece dışarı çıkar, sokak lambasının altında sabaha kadar okuduğunu kitaplardan öğreniyoruz.
Eğitim ve öğretimde olduğu gibi okumakta da başarılı olmanın en büyük sırlarda biri sürekliliktir. ‘Ben bir kitap okudum, bir sefer yaptım olmadı’ demekle olmaz. Bir diğer mesele de bu işin olacağına inanmalı ve kendine güvenmelidir.
“Okulda okuduklarıyla yetinenler, yalnız mürebbisiyle konuşan çocuklara benzer” diyor Voltaire. Bir başkası “Sadece okulda okuyan cahil kalır” diyor. Okumak bir insanın tüm ömrünü kapsayan bir meseledir.
İnsan bilmeli ki, her kitap bambaşka, rengârenk bir âleme açılan bir kapıdır. Bu güzellikleri görmeye ve istifade etmeye herkesin hakkı vardır. Bize düşen sadece kapıyı çalmak ve içeriye girmek kalıyor. Tarih şahittir ki, kim olursa olsun, okuyan, ilmi seven ve ona önem veren; bir gün mutlaka tarih sahnesinde yer alır. Onlar her daim tarihçilere ve kitaplara güzel malzeme olmuşturlar. Okumayı ve ilmi önemsemeyenler ise o sahneden inmeye mahkûmdurlar.
Gelelim günümüzdeki istatistik bilgilere. İstatistiklere göre çok okuyan okuyucular yılda 21 veya daha fazla kitap okuyanlardır. Orta düzey okuyucular 6-20 arası kitap okuyanlardır. Az okuyan okuyucular da 1-5 arası kitap okuyuculardır. Buna bakarak kendimizin hangi düzeyde okuyucu olduğumuzu rahatlıkla görebiliriz. i.ali@zaman.bg












