“Gönül yol geçen hanı değil, paldır küldür girip-çıkılmaz!”

Toplum içerisinde insanı en çok üzen konulardan biri insanların birbirlerinin kalplerini kırmaları, gönüllerini incitmeleridir. Her insanın mutlaka zaman zaman gönül hanesinin incindiği ya da bilerek, bilmeyerek incittiği gönüller olmuştur. Oysa her gönül kıymetlidir, her gönül hürmete layıktır.
Dilimizde “gönül alma” diye bir tabir vardır. İnsanlar bunu çokça yapmalı, birbirlerinin gönüllerini almaya çalışmalıdır. Gönül yaparak küçükleri sevindirmek, büyüklerin duasını almak varken niye yıkmayı tercih eder ki insan? Ayırım yapmadan bütün insanların, özellikle dostlarının gönüllerini kırmamaya dikkat etmek daha mutlu etmez mi kişiyi? Gönül yıkmak hüner değildir. Bunu sevgi, şefkat ve merhametten mahrum olan herkes yapabilir. Asıl hüner harap olmuş, yıkılmış gönlü tamir eylemektir.
Gönül kırmak çok kolay. “Gönül öyle yol geçen hanı değil; Dergahtır..! Öyle paldır küldür girip-çıkılmaz; Günahtır..!” diyor Hz.Mevlana. Bir çok kişi dilini tutmaz, davranışı bilmez, incitir, utandırır. Bu nedenle çok sayıda kişi, bir anda bazen en yakın dostlarını, bazen en çok sevdiği insanı, bazen de kendisini en çok seveni kaybeder. Gönül kırdıktan sonra özür dilemek ise pek işe yaramaz. Kalp kırıldıktan sonra dilenen özür, doyduktan sonra sofraya gelen tuz gibidir, ihtıyaç kalmaz. Aynı anlatılan şu hikâyede gibi:
Adam karısına pek hoş davranmaz, kalbini kırar. Sonra karısından sofrayı kurmasını ister. Kadıncağız hiç sesini çıkarmadan kurar sofrayı ve buyur eder kocasını. Adam sabırsızca sofraya oturur, iştah kabartacak bir zevkle yemeye başlar. Yemek tuzsuz olmuştur. Birkaç lokma yedikten sonra karısından tuz ister. Karısı; “sen yiyedur ben getiririm”, der ve içeri gider. Adam ikide bir; “tuz nerde kaldı?” diye sorar. Kadın her seferinde “tamam getiriyorum” diye cevap verir . Fakat tuz bir türlü sofraya gelmez. Neyse adam tuzu isteye isteye karnını doyurur. Sonra aklı başına gelir. Az önce hatununun kalbini kırdığı için özür diler. Hanım mutfağa gider, ve elinde tuzla geri döner. Adam merak eder ve sorar; “bu ne şimdi karnım doyduktan sonra tuzu ben ne yapayım” der. Karısı da ona; “senin kalbimi kırdıktan sonra dilediğin özür, doyduktan sonra sofraya gelen tuz gibidir, ihtiyaç kalmaz”… der.
Evet, dikkat etmek lazım! Kırmamak lazım. Gönül sevmek demektır. Sevipte kıymetini bilmek. İnsanlar için güzel dostluklar kurması kadar, dostlarına olan muhabbetini göstermesi de önemlidir. Bunun bir çok yolu var. Bazen bir gülümseme bile muhteşem bir sevgi işaretidir. Gönül sevginin, aşkın bir penceresidir. Gönül aşkın cefasını çeken sevgiyi ilelebet içinde hapseden, mutlulukla beraber acı cekmesini bilen sevda kalesidir. Ruhun kalbidir gönül. Öyle bir kelimedir ki yanına hangi kelimeyi getirirseniz getirin onu güzelleştiriyor.’deli gönül, gönül bağlamak, gönül vermek, gönül gezdirmek,  gönlü bol, gönül okşayıcı, gönül eri v.s.
Gönülden gönle yol vardır denilir. Ona ulaşmanın yolu ise sevgi ve inceliktir. Sert ve kaba insanların bir gönle girmesi düşünülemez. Halil Rıfat Paşa: “Gidemediğin yer senin değildir.” der. Bu sözü, gideceği yerler sadece maddi olanlar benimser ve kullanırlar. Oysaki bu manadan daha önemlisi, manevî yolları açan şu gerçektir: “Gidemediğin gönül senin değildir!” Evet, giremediğimiz gönül bizim değildir hiç bir zaman. Bu gerçek şu sözle ne güzel anlatılıyor. “Giremediğin gönül senin değildir, gönül yalnız gönül vermekle alınır, gönül istiyorsan, önce gönlünü vereceksin!”
Her gönüle mutlaka bir yol vardır. Ama yürümesini bilmeli insan. Önce kapısını açmasını bilmeli ki rahatca girebilesin içeri. Hafifçe dokunmalı tokmağına. İncitirse işi zor olur. Çünkü gönlü incinenin sözleri  ve davranışları sert olur. Gönül kabesini yıkanın ise hesabı ağır olur.
Gönüle varmaktır asıl kavuşma sevdiğine. Vuslat gönül işi olduğu için varmak da gövdeyle olmaz, gönülle başarılır. Çünkü çok şey istemez gönül. Gönül dost arar aslında. Sevgi ister, saygı ister, hatırladığı kadar hatırlanmak ve dikkat ister. Gönül sarılmayı, affetmeyi, toleransı, nezaketi ve yumuşaklığı ister. Onun sesini, işaretini ve izini duyan ve takip edenler dostluğa, kardeşliğe ve birliğe kavuşurlar. İnsanlar arası bağlar gönülden kurulunca, bir başka eda, bir başka kalite, bir başka boyut ve bir başka renk kazanırlar. Gönül geçici, sahte ve yalan olan dostlukları onaylamaz ve asla taraftar olmaz. Gönüller arası yol kadar geniş, düz ve engelsiz yol yoktur.
Gönül çok şey istemez aslında. Samimiyet ister, bağlılık ister, güleryüzlülük ister. Gönül muhabetle kalpten gelen sözler, en içten bakışlar, iyi niyet, sevgi ister. Böyle muhabbet her köşeyi, her mekanı her kalbi güzelleştirir ve tatmin eder. Evet, „Gönül ne kahve ister, ne kahvehane. Gönül sohbet ister, kahve bahane…” s.ali@zaman.bg

UYARI: Yayınlanan haber, yazı ve fotoğrafların tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilse dahi haber, yazı ve fotoğraflar özel izin alınmadan kullanılamaz.